“MUŞ OVASIYLA NE KADAR İFTİHAR ETSEK AZ”

DEZAVANTAJLI KIZLAR TARİHİ ESERLERLE BULUŞTU

CADDE VE SOKAKLAR AYDINLATILIYOR

ÇİFTÇİLERE SÜT SAĞIM MAKİNESİ VE TOHUM DESTEĞİ

KIRSALDAKİ KADINLARA YÖNELİK HALI KURSU AÇILDI

DOKTORLARDAN "AŞI OLUN" ÇAĞRISI

TARİHİ İLÇEDE ASFALT ÇALIŞMASI

DÖLEK, SEL OLAYLARINA DİKKAT ÇEKTİ

Muş Alparslan Üniversitesi Afet Yönetim Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim üyesi İskender Dölek, yurdun Kuzey kesiminde meydana gelen sel felaketi ile ilgili açıklamalarda bulundu

Muş Alparslan Üniversitesi Afet Yönetim Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğretim üyesi İskender Dölek, ülkede yaşanan son sel olaylarını değerlendirdi. Sel olaylarının yaşanmaması için önerilerde bulunan Dölek, kürsel ısınmadan dolayı sel ve kuraklık olaylarının beklendiğini dile getirdi.

Karadeniz bölgesinde meydana gelen sel olaylarının çarpık yapılaşmayla da alakalı olduğunu belirten Dölek, yanlık arazi kullanımının da yaşanan sel olaylarının habercisi olduğunu belirtti. Ormanlık alanların tarıma ve yerleşime açılmaması gerektiğini belirten Dölek, taşkın debilerinin gözönüne alınması gerektiğini vurguladı.

Dere yataklarında yapıların olmasının normal bir durum olmadığını kaydeden Dölek konuya ilişkin açıklamasında; “Olağan yaşantımızı kesintiye uğratan can ve mal kayıplarına neden olarak ekonomik bir tehdite dönüşen Afetlerle mücadele etmek yerine afetlerle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Sel ve taşkın gibi olaylar kendi doğal döngüleri içerinde gerçekleşen olaylardır. Doğada yapmaları gereken süreci gerçekleştirilirler. Magmadaki enerjiye bağlı olarak yükselen yerkabuğu dış kuvvetler olarak ifade ettiğimiz süreçler tarafından işlenir deniz seviyesine kadar alçaltılmaya çalışılır. Bu nedenle olayın kendisi değil sonuçları afete dönüşür.  Derenin taşması, toprağın kayması, depremin meydan gelmesi normaldir. Normal olmayan şey taşan dere yatağı içerinde insan ve insan ait yapıların bulunmasıdır. Bu nedenle doğayla olan ilişkimizi ve doğal süreçlere bakış açımızı gözden geçirmemiz gerekir.”

“KÜRESEL ISINMA SONUCUNDA KURAKLIK, YAĞIŞ GİBİ DOĞAL SÜREÇLERİN ŞİDDETİNİN ZATEN ARTMASI BEKLENİYORDU”

Sel olayları sonrasında Karadeniz Bölgesinde incelemelerde bulunduklarını belirten Dölek; “Sanayi devrimi ile başlayan süreçle birlikte oluşan ekonomik düzen insanoğlunu daha fazla üretmeye, daha fazla tüketmeye zorladı. Bu süreç insan ve doğa arasındaki ilişkiyi farklı bir boyuta taşıdı. İnsan etkinlikleri sonucu atmosfere salınan gazlar Küresel ısınma olarak adlandırdığımız süreci oluşturdu. Daha doğrusu kendi doğal dengesi içerinde daha yavaş gerçekleşecek bir süreci hızlandırdı ve öne çekti. Daha uzun bir sürede yaşanacak olaylar şimdi daha kısa sürede ve daha büyük şiddette yaşanmaya başladı. Bütün bu sürece insan etkinlikleri de dahil olunca yaşananlar kaçınılmaz bir sona dönüştü.  Karadeniz’de yaşanan sellerden sonra bölgede özellikle kıyı kesimlerinde Giresun, Tirebolu Trabzon ve Kürtünde incelemelerde bulunduk. Dronla çekimler yaptık. Denizin büyük bölümünün taşınan toprakla birlikte adeta çamurla kaplandığını, yamaçlarda çok sayıda kütle hareketinin meydan geldiğini gözlemlendi. Küresel ısınma sonucunda kuraklık, yağış gibi doğal süreçlerin şiddetinin zaten artması bekleniyordu. Yanlış arazi kullanımı, çarpık kentleşme, gibi olaylarla birlikte diğer süreçler Karadeniz de yaşanan olayların hazırlayıcısıydı” dedi.

“ÜLKEMİZDE YAŞANAN SEL VE TAŞKINLARIN SAYISINDA BİR ARTIŞI SÖZ KONUSU”

1990 yılından sonra ülkede yaşanan sel ve taşkın olaylarının arttığını vurgulayan Dölek açıklamasına şöyle devam etti; “Deniz suyunun 100-150 yıllık süreçte yaklaşık 1 dereceye yakın ısınıyor. Bu durumun buharlaşma ile havaya geçen nemi artırıyor. Buna ilaveten kentleşme ile yerleşim alanlarının betonlarla kaplanması şehirlerdeki ısı adalarını oluşturuyor. Bunların da yağış şiddetini artıran başka bir unsur meydana getiriyor. Küresel ısınmadan dolayı yazın yağması beklenen yağışların miktarının ve şiddetinin arttığını bu durumunda çarpık kentleşme ve diğer yanlış uygulamalarla birleşerek Karadeniz’deki sel ve taşkınların afete dönüşmesine neden oluyor. Bu tür durumların eskiye göre daha sık yaşanabilecek. 1990 yılından sonra zaten ülkemizde yaşanan sel ve taşkınların sayısında bir artışı söz konusu. Afetlerle Mücadele etmek yerine onlarla yaşamayı öğrenmek gerekir. Bu amaçla şehirlerin planlanmasın da 50-100 hatta 500 yıllık taşkın debilerinin göz önüne alınması gerekir. Şehir ve bölge planlamalarında kabul edilen planlara sadık kalınması gerekir. Ormanlık alanların hiçbir şekilde ne tarıma nede yerleşmeye açılmaması gerekir.”

“ALANLARIN REKREASYON ALANI OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR”

Dere kenarlarında yerleşim engellenerek rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Dölek; “Yapılaşmaya ruhsat verenlerin aynı zamanda iyileştirme çalışmalarında da sorumlu olması gerekir. Ülkemizde şehirleri değişen süreçlere göre planlanması ve dönüştürülmesi gerekir. Şehir içlerinde özellikle taşkın olabilecek alanlarda kum torbalarının bulundurulması gerekir. Şehir içindeki derelerin üstlerinin örtülmemesinin, kritik dönmelerde dere yataklarının temizlenmesini, dere yataklarının hiçbir şekilde daraltılmaması gerekir. Özellikle derelerin taşkın alanlarında yerleşmelerin engellenmesi bu alanların rekreasyon alanı olarak değerlendirilmesi gerekir. Teknolojik olarak ne kadar ileri olursak olalım doğa ile gireceğimiz savaş peşinen kaybedeceğimiz bir savaştır. Onunla uyum içerinde yaşamamayı öğrenmeliyiz. Eskilerin dediği gibi “Dere yatağını kimseye kaptırmaz” şeklinde konuştu.